rezil olma sanatı

Rezil olmak, düşündüğümüz kadar ya da bize asırlardır anlatıldığı/hissettirildiği kadar kötü bir şey midir? Sorusu üzerine gideceğimiz, düşüneceğimiz okunması gayet kısa sürecek bir yazı ile -ve belki serisi- rezil olmanın inceliklerine eğileceğiz.

rezil olmak mı, rezil olmayı göze almak mı

kötü bir şey mi: rezil olmak?

Öncelikle sorumuz bu, soruş şeklimiz de yine biraz bize özgü. Rezil olmak ya da daha genel anlamıyla ”rezil olmayı göze almak” gerçekten kötü bir şey mi? En basitinden düşünelim: yolda yürürken düştüğümüz bir anda, neden rezil olduğumuzu düşünürüz? Yapmamızın çok sıradan olduğu bir eylem olan ”yürüme eylemini” nizami bir şekilde yapamayarak diğer insanlardan daha aciz bir konumda kaldığımızı hissettiğimiz için mi? Ya da bizi, düştüğümüz zaman yerden ”gülümseyerek” kalkmak noktasında engelleyen o gizli, görünmez dürtü nedir? Teknolojinin öyle gelişmesini isterdim ki aklımda filizlenen ne kadar soru varsa derinliğine ve içeriğine bakılmaksızın cevaplarına anında ulaşabileyim… Ah! Yine çok tembelsin: insan. Soruya dönüyorum, kendime aralıklarla sorduğum bir soru bu. Lise yıllarında, beni bazı şeyleri yapmamdan alıkoyan o görünmez engeli, yapmam gerektiğine inandığım fakat o an sırf ”ya yanlış olur da rezil olursam, ya kötü bir duruma düşersem” düşüncesi ile yapamadığım onca şeyi neden yapamadığım konusundaki yıllar sonra bile devam eden iç hesaplaşmalarım beni bunu düşünmeye aralıklarla iten bir şey. Şimdiki aklım olsa insan inadına rezil olmak için uğraşmalı, gerekirse doğru olduğuna inandığı şeyi öylesine dimdik savunabilmeli der, yapmaktan geri durduğum her şeyi koşarak ve inançla yapardım. Bunun için bugün bir öğretmen olarak, derslerine ilk kez girdiğim her sınıfta, tahtanın sol üst köşesine ilk yazdığım şey hep şu oldu: Bu sınıfta, hata yapmaktan korkmuyoruz.

hata yapıyorum: öyleyse bir şeyler yolunda

Hepimiz ellerimizde, evlerimizde, hayatlarımızda hatasız şeyler peşinde koşuyoruz. Aldığımız beyaz eşya 20 yıl boyunca ”gık” dahi demeden çalışmalı, akıllı telefonlarımız yıllar geçse de hızlarından bir şey kaybetmemeli, çocuğumuzun öğretmeni asla hata yapmamalı, gittiğimiz restoranda aşçı her gün aynı lezzette yemeğini yapmalı. Beklediğimiz aslında hep bir ”kusursuzluk”. Bizi rezil olmaktan ölesiye korkutan şey de bu: herkesten ve her şeyden beklediğimiz kusursuzluk karşısında, kendimizin bir şekilde ”aksayan, sendeleyen” taraf olarak kusursuzluğa tapan toplum içerisinde görülür olmamız. Bu nedenle geri duruyoruz birçok şeyden, bu sebeple belki de üstümüze biçilmiş fakat asla bize ait olmadığından emin olduğumuz hayatları yaşıyoruz. Belki bunu ”mahalle baskısı” terimine kadar bile indirgeyebiliriz. Hâlâ sevmediği adamdan boşanmaktan sırf maruz kalacağı sözlerden dolayı çekinen kadınlarımız, hâlâ tam anlamıyla inanmadığı dini değerleri sırf başkalarının gözündeki imajını koruyabilmek için ölesiye savunan insanlarımız, doğru olduğuna inandığı fakat sırf yetkisi/makamı kendi doğrusunu kabul ettirmeye yetmediği için kendi doğrusundan vazgeçerek başkalarının yanlışları için ter döken bizler. Aslında içimizde taşıdığımız öylesine coşkun alevler var ki üstüne delicesine bastırıyoruz hepsi bu. Yapamazsın/beceremezsin, sen mi yapacaksın? Dünyayı sen mi değiştireceksin, eğitim sistemini sen mi düzelteceksin? Hep bir aşağılama, yukarıdan bakma ve ket-kilit- vurma. Bütün bunların karşısında yalnızca: hata yapıyorum, yapacağım demek ki doğru yoldayım diyemeyen yine biz. Bugün kusursuz olduğuna inandığımız ve hayatlarımıza dahil ettiğimiz her şey aslında birçok hatanın sonucunda bugünkü hallerine gelebildiler. Yediğimiz sıradan bir yiyecek bile defalarca denenen tariflerden, hatalardan ortaya çıktı. Bir doğru için, yüzlerce yanlışı eleyerek bugünlere geldik. Peki şimdi, neden yanlış yapmaktan korkuyoruz?

bizi doğruya götüren şey: yanlış

Sınavlarda birkaç yanlış doğrularımızı götürmekle ünlenmiş fakat gerçekte öyle mi? Aslında birçok yanlış bize doğruları getiriyor bunun farkında değiliz. Rezil olmaktan, yanlış yapmaktan korkmadıkça biz, bir sürü yanlış yaparak, hatalar yaparak, defalarca kez rezil olarak ama daima tekrar ve tekrar deneyerek bir doğruya ulaşan biz, şimdi neden bütün bunlardan korkalım? Birçok mucit, bilim insanı, sanatçı bugüne kadar ürettikleri her neyse bunu kapalı kapılar ardında günlerce çalışarak ürettiler. Bu, üretmeye çalıştıkları şeylerin ”çalınmasından” korktukları için değildi belki de sadece. Korktukları, üretmeye çalıştıkları şey için gece gündüz demeden çabalarken onlar, sıradan bir insan tarafından heveslerine, emeklerine ket vurulmasından korkmalarıydı. İşte bugün ve yarın, durdurulamaz bir şekilde kalabalıklaşan bu dünya üzerinde istemeden gittikçe yalnızlaşan biz insanlar için kaçınılmaz bir şeysin belki de: rezil olma sanatı.

bazen güzel şeyler konuşuyorsun : diyenler için twitter’da ben
başka neler yazıyorsun: diyenler için bir önceki yazı
bir video önerin var mı : diyenler için naçizane
bir de müzik olsa tadından yenmez : dinlemenizi istediğim güzel bir ‘grup

2 thoughts on “rezil olma sanatı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir