rafine yalnızlık

– bir yitiriş sandım bu sonu oysaki yaşadığımın resmiymiş

yalnızlık ve meryem ve isa ve rüzgâr ve hamak 2019.

Bilmem nasıl bir geceydi, bilmem hangi köy halkı büyük bir hınçla eziyordu üstünü üzüm sürülerinin. Bilmem hangi kasaba kahvesinde yalnız başına kalmış bir tahta sandalyeyim şimdi, bilmem en son ne zaman elime basılı bir gazete alıp da koltuk altımda sokaklar arşınlamışımdır. Mevsim mevsim dolaştığım tüm caddelerde okunmayan, kenarı itilmiş sokak levhaları gibi taşıdığım üstümdeki simsiyah paltoyu, bilmem hangi eskicinin bir akşamüstü dönüşünden almışımdır. Sahi, en son ne zaman bulutsuz bir günde süzülen bulutlar kadar, insansız yeryüzünde hâkimiyet kurmuş karıncalar kadar kendi yolumda seyredebilmişimdir. Hangi sayısal üstünlüğe karşı bir direnişte yine sırtımda yalnız esen bir rüzgâr ve titrek dilim, hangi çölün kıyısında bir zamanlar orada akmış bir su kalıntısıyım. Hangi tenlere hücum borusu çalmışım, hangi cephede korkularına yenilmiş bir subayım.

– kaçıncı kez dikildim karşına, mermerden inşa ettiğin bedenin kıpırdamaz oldu bana

Ben medeniyet nedir bunu korkuluklardan öğrendim, moda nedir, hangi mevsim için nasıl giyinilmelidir hepsini bizzat tane tane işlediler zihnimin duvarlarına bir coğrafyanın ortasındaki yalnız duruşlarıyla. Ben sabretmeyi en son nehirde durmaksızın akan suyu göğsünde yumuşatan kayalıklarda bıraktım. Ben savaşmayı, yaşamın ağırlığını farkındalık terazisinde tarttığım an elimden fırlatmış bulundum: öylesine derimi yaktı, öylesine kalıcı bir sızı bende bıraktığı. Ben en son kulaç attığımda denizin acı çektiğini hissettiğim an toprağa dahi basamaz oldum. En son hangi fırça darbesinde, hangi renk paletinde bir cümbüşe ev sahipliği yapmak istesem aklım hep kullanılmayan renklere kaydı. Merhamet nedir, bunu bu yüzyıla dokurken ellerim kurumuş kan pıhtıları benim. Kim olursa olsun karşımda bir Tanrı’ya ibadet ettiğini gördüğüm vakit içimde kora dönüşen bir alev, nerede bir çocuk, nerede bir yığın kalabalık, nerede karşılıksız kalmış bütün dualar, nerede gökyüzünde kaygısız bir ben. Hâlbuki bu çağda, demire, tunca, akan suya, ormanlara ve bütün hayvanlara vakit ayırıp dualar ezberlettiren yine ben.

– iznimdir

Evet, izin veriyorum bugün parlamana. Bugün anlatmak istediğin her neyse bütün bulutlar gökyüzünde senin hizmetinde. Bugün kesinlikle karanlıkların içinden bir kıvılcım gibi devrime dörtnala koşan sen, ellerinde kurumuş otlar taşıyorsun dirilmek bekleyen ne kadar ateş varsa. Bütün bu evrenin altında, bütün bu ağırlığınla şimdi öylece gözlerime bakıp ‘’bunu sırtlan’’ demek ne kadar kolaysa benim için de yıldızlardan artakalan ne kadar yıldız tozu varsa toplayıp saçlarından yepyeni bir medeniyet inşa etmek bir o kadar kolaydır.

– rafine yalnızlık

Yine bu köşe başında, yine en istemediğim anda beni yakalamayı başaran hayat, öylece geçip gitmek istiyorum bu çağdan, sessizce ve kimsesizce.
Lütfen, güneşini üstümden çeker misin?

yalnızca yalnızlık

derinlerde bir biz vardık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir