karşılık

bugün yine pencerenin yanında, aynanın karşısında oturuyorum. yine yan binadaki yaşlı adamın perdesi tamamen açık ve televizyonda her ne varsa naklen karşımda. bugün, benim evimin oturma odası senin evinde mutfağa karşılık, bugün senin banyon benim yatak odam. bugün senin kırmızın benim için siyaha karşılık, bugün sana mutluluk veren şey beni hüzünlendiriyor. bugün yine bir filmin ilk dakikalarında filmi durdurup düşünmeye başladım. bir kitabın ilk sayfalarında duraksayıp kaldığım zamanlardaki gibi. koltuğun en derinine yaslandım, durdurduğum sahnede bir adam, mutfakta öylece oturuyor film siyah beyaz çekilmiş ve sahnede adamın yüzünü yakından görüyoruz. filmin ilk birkaç dakikası sadece evin içerisinde bir şeylerle uğraştı, dolabın kapağını açtı, bir süre dolabın içini izledi ardından masaya oturup pencereden dışarıya doğru çevirdi kafasını. o sırada yan apartmandaki bir kadının soyunmaya başladığını izledik birlikte, siyah beyaz da olsa bir kadının tenindeki o pürüzsüzlüğe hayran kaldık yine. sonra yenice çıkmış sakallarına odaklandı kamera, yenice açılmış gözlerine. o sahnede durdum. yaşlı bir adamın tek başına geçirdiği bir günü düşünmeye başladım sebepsiz. evet, öylece oturduğum yerde bunu düşünmeye başladım. bendeki durağanlığın ondaki karşılığını. birçok şeyin birçok şeye göre karşılığını. bendeki nefes sendeki hevese karşılık belki dedim. biliyorum ki beni içten içe çürüten şey bütün bu duraksamalarım. biliyorum ki ben biraz olsun kendimle baş başa kalayım bir şeyler yolunda gitmeyecek. sonra düşününce sıklıkla kendimle baş başa olduğum gerçeğini hatırladım. zaten sıklıkla bir şeyler yolunda gitmiyor ki hayatımda diye iç geçirdim. oturduğum yerden, özenle dekore ettiğim salonumun detaylarını incelemeye başladım. bir zamanlar her bir parçası benim için çok kıymetli, değerli ve seçkin olan bu parçaların zamanla benim bütünümdeki değerlerini sorguladım. bir hevesle aldığım çoğu şeyin aslında beni tamamen temsil etmediği farkındalığıyla şunu düşündüm: bu karamsarlığımı temsil etmeye yetkin bir şey var mıdır? çünkü diyorum ya bazen benim siyahım senin kırmızına karşılık. evi baştan aşağı siyahla kaplayabilirim, üstümdeki her şey siyahın en koyu tonuna sahip olabilir, saçımı ve sakalımı uzun süre ellemeyebilirim, siyah beyaz filmler seyreder oldukça sert fincan fincan filtre kahveyle güne başlarım, kasvetli şarkılar dinler, yalnız yürüyüşler yaparım. kalabalıklardan kaçar gittiğim mekanlarda dahi en kuytu köşelerde yalnız kalırım. fakat nereye kadar sürdürebilirim bunu? ve tekrar ediyorum: bendeki siyahın sendeki karşılığı ne olacak? yağmur yağıyor, bir temmuz sonu, bulutlar hafif grice, yağmur pek hızlı değil fakat hızlanacak, seziyorum. karşıdaki adam artık koltuğundan kalkıp ışığı açmak zorunda hissetti kendisini, bana göre gün ışığı hâlâ yeterli. bana göre ay ışığı da yer yer bana göre yeterli. sahi benim evimde banyo ve mutfak dışında bir ampul olduğunu da sanmıyorum. yatak odasında ve salonda birer lambader ve hafif loş sarı iki ampul. çoğunlukla ya üşendiğim için ya da karanlığı sevdiğimden açmaya yeltenmiyorum bile. güneşlik kullanmadığımı söylememe gerek bile yok sanırım. sokağın, insanların ve gökyüzünün ışığı beni aydınlatmaya yetiyor. bendeki karanlık gökyüzüne hizmet eden bir şey. tamamen karanlıkta kalabildiğim, gökyüzünü bütün çıplaklığıyla izleyebildiğim birkaç saati bütün şehir ışıklarına tercih ederdim sanırım. karşıdaki adam uyuyakaldı, televizyonda her zamanki klasik amerikan casus filmlerinden birisi belki yüzüncü kez oynuyor, adamın üstünü örtecek kimse yok, adamı uyandırıp yatağına götürecek. yerimden kalkıp pencereye yaklaşıyorum, ince tül perdemi biraz aralayarak yağmur damlalarının arasından onu seyrediyorum. bugün de bitti onun için, bugün de oldukça sıradandı. dün ve yarın gibi. bir süre onu izledikten sonra birkaç ışıltılı daireye gidiyor gözlerim, dışarıdaki yağmura inat sokakta gezinen çocuklara, arkadaş gruplarına. yeterli, filme dönmeliyim tam saatleri çünkü diyorum. hava tamamen karardı, güneş elini eteğini çekti üstümüzden, ay bulutlara teslim bugün, sokak lambaları ve evlerdeki ışıklar gözümü çok almıyorlar. koltuğa dönüyorum, adam hâlâ oturduğu yerde ve yüzünü görüyoruz yakın çekim. senin için de durağan birçok şey diyorum. ben oturuyorum, o kalkıyor: kadını izlediği için biraz pişman fakat içten içe bundan haz alıyor. perdesini biraz kapattı ki bu içini biraz olsun rahatlatmak için fakat bir kısmından hâlâ görünüyor kadın. eminim filmin devamında yolları kesişecek eminim onun yanlışı karşısında onların doğrusu üstün gelecek. ben mi? film bittiğinde filmle ilgili bir kritik yazacağım. bu kadar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir