ıssız liman

ben, bu yazıya harfler arasındaki hiyerarşiye baş kaldırdığımı bildirerek başlamak istiyorum. ben bu yazıya ıssız bir limanda başlıyorum. tarih nedir bilmezken henüz, henüz daha heredot’u tanımamışken, antik yunan nedir üzümler neden çıplak ayaklar altında ezilir hiçbirine dair fikrim yokken ahşap bir sandalda elime tutuşturulmuş ilkel bir pusulayla yolunu aramaya koyularak başlıyorum. bu yolda insanların renklerine olduğu kadar doğanın renklerine uzak, kuşların cıvıltısı kadar dalgaların homurtularına tutsak olarak başlıyorum. her karanlık bir başlangıçtır benim kitabımda, her aydınlık bir tuzak belki de. çocukken haritalarda kaybolan ufkum şimdi gecenin ve limanın sessizliğinde kayıp: başarabilecek miyim sahiden anne?

okyanus ve musa

evet, musa okyanus nedir bilmezdi belki, ben biliyorum. musa ıssız yollarda kaybolsa bile rehberi vardı -ya da o öyle iddia ediyordu- ben rehbersiz ve kimsesizim -benim iddiam da budur- öyle ya ben en son kuyuya atıldığımda bir şahin tarafından kuyudan çekip çıkartılan körpe çocuk. okyanusa ilk adımımı attığımda içimdeki kavruluşuyla gözlerimden kıvılcımlar saçan korkumu nasıl tarif edebilirim size? bana tarif yeteneği bahşedilseydi eğer belki ben de bir kavme yol gösterici olarak gönderilmiş bulurdum kendimi fakat emin olun değilim. ki bir kavim beni yolda görse yolunu değiştirir -maalesef buna da eminim-

nedir nefes

ürpertici bir çığlık duyduğum geceden arda kalan. en son hangi gecenin çığlığına ve ayda bıraktığı çatlaklara bu kadar, benim kadar yakından şahit olmuştunuz? nedir bu nefes dedikleri ince bir iplik misali beni dünya’nın yörüngesinde tutan? tenimde iblisin nefesini hissettiğim o ilk anımda, iblisin arkamda oluşuna mı yoksa nefesinin bu denli soğuk oluşuna mı şaşırdım hâlâ emin olamazken ben, nedir bu nefes ince et parçasıyla kaplı ciğerlerimi diri tutan?

sen yoksa bir melek

misin? soruları sevmem fakat bir o kadar da sormayı severim. şimdi ellerinden hiçbir şey olmamış gibi tutsam, hani tufan hiç yaşanmamış gibi hani vezüv yanardağı hiç patlamamış, denizler bir asa darbesiyle ikiye ayrılmamış, hani ölüler diriltilmemiş gibi yine de sıkıca kavrar mısın elimi? ah, işte o vakit sen yoksa bir melek
sen varsa cehennem bana cennet.

kutsal bitap

ben artık yorgun bir savaş meydanı
ben artık batmaya evrilmiş bir güneş
ben güne kafa tutamamış bir yıldız ordusu
şu vakitten sonra bana okçular tepesini tut demenin anlamı ne?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir