başka bir edebiyat mümkün mü?

Her konunun ipinden tutup sallandırmayı amaçlayan ” başka bir şey ” serisinin ilk yazısını, tutkunu olduğum edebiyat üzerine yazmak istedim. Başka bir edebiyat mümkün mü? Sorusu ile yeni nesil edebiyat, kitap mağazalarının çok satanlar rafına baktıkça gözleri yaşaran bizler, wattpad yüksek edebiyat konseyi üretimi eserler ve sosyal medyanın yılmaz jargonu. Başlıyoruz.

vasily perov- dostoyevski’nin portesi/ rus edebiyatı demirbaşı

neden edebiyat?


Zaman içinde daha çok tanışacağız, benim tarzıma ve tavrıma hakim oldukça yazdığım içeriklerde takındığım tutum daha bir anlamlı olacak sizler için. Henüz tanışma aşamasında biraz sendeleyecek olsak da bizim için durmak yok, yolumuz uzun. Lise yıllarımda başlayan ” ben de bir şeyler yazmalıyım! ” coşkunluğu, o dönemki ders kitaplarımın boş kısımlarında, okul defterlerimin boş sayfalarında baştan savma, anlamsız karalamalar bütünü olarak yer etmeye başlamıştı. Yazıyordum fakat okuyor muydum orası biraz karışıktı. Aslında okumaktan kaçmıyordum yalnızca okuma yolunda rehbersiz hissediyordum. Milyonlarca kitap, yüzyıllardır yazılıyor ve her sene buna binlercesi ekleniyor, bütün bu dinamik yapının içerisine nasıl sızacağım? Endişesiyle okumaya hiç bulaşmamaya karar vermiştim. Ben de başlangıçta her birimiz gibi 100 Temel Eser ile başlayabilir, Stephan Zweig’ın incecik kitaplarını set halinde kütüphaneme kazandırabilir ve hatta Karamazov Kardeşler, Suç ve Ceza gibi tüm zamanların en çok başlanıp bitirilemeyen kitaplarıyla okuma serüvenime başlayabilirdim. Bütün bunların arasında ben ne Şeker Portakalı’nı, ne Küçük Prensi (başlangıçta tabi) ne de Sabahattin Ali’den Kürk Mantolu Madonna’yı okumuştum. Okuma noktasındaki eksikliğim kendisini yazma noktasındaki tıkanıklık olarak göstermeye başladığında, zihnimi zenginleştirecek ne kadar çok yazı bütününe sahip olursam bir o kadar kaliteli ve çeşitli yaratılar ortaya koyabileceğimi fark ettiğimde okumaya başladım.

merhaba çok satanlar!

Büyük kitap mağazalarının çok satanlar rafına baktığımda gördüğüm o wattpad kitapları, Sıla’nın şiir kitabı, çay ve kahve kokusuna bulanmış şiir derlemeleri karşısında hüzün saçan bir yeni-okur olarak elime Dostoyevski’nin Beyaz Geceleri’ni alıp çıkmıştım. Hem inceydi de. Dostoyevski okuyunca birden Rus Sineması’nın – edebiyatın etkisiyle – yılmaz savunucusu hissettiğimi, daha çok Rus yazımı, daha fazla dram, daha fazla yalnızlık diye gezindiğimi fark ettim. Sonraki süreçte Çehov, Tolstoy, Gorki derken soluğu Andrey Tarkovski’de alıyorken buldum kendimi. Tarkovski, Çehov ve Dostoyevski bir barda oturduklarında barmen kesinlikle Nuri Bilge Ceylan olurdu hipotezimle rotamı Nuri Bilge Sineması’na çevirmiştim. Sinema başlığını ileride ele alırız. Edebiyat yaşantım Rus kökenli başladı diyebilirim hatta bendeki Rus sevdası, üniversite yıllarındaki tarih derslerinde Sovyetler Birliği sevdasına, oradan da finallere hazırlanırken eşlikçi olarak Kızıl Ordu marşlarını seçmeme kadar uzanmıştı. Bu yüzden başlangıçtan itibaren kendi yazım hayatımdaki o boğuk, kaotik, ölüm, karanlık temalarına kendimi, kendi ellerimle hapsetmiş oldum. Bundan pişman mıyım? Asla. Puslu havaları, şiirdeki imkansızlığı ve öyküdeki burukluğu muazzam seviyorum. Her geçen gün daha iyisini yazmak için delicesine çabalıyorum. Kişisel olgunluk ve edebi olgunluk öyle şeyler ki insana gelişimini gün gün hissettiren ve gelişimi karşısında ” sorumluluk ” yükleyen. Bir yerden sonra eriştiğiniz farkındalık ve hissettiğiniz sorumluluğu es geçerek öylesine, yazmış olmak için yazı yazamayacak noktaya geliyorsunuz. Bu da sizi devamlı gelişmeye ve daha iyisini yapmaya iten bir itki oluyor.

güle güle Rus edebiyatı, merhaba wattpad


“Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun”
– Joseph Goebbels

Fakat çevrenizde Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in sözündeki gibi her yaptığınızı ”beğenen”, size yapıcı bir ”eleştiri” sunmayan/ sunamayan kişiler barındırırsanız: wattpad edebiyatı ve sosyal medya jargonu master’ınızı tamamlar, çok okunanlar/ satanlar listelerine bodoslama dalabilirsiniz.
bonus: son 10 yılın en çok satan kitapları için : kitapyurdu çok satanlar
Başka bir edebiyat mümkün mü? Sorusu etrafında ”yazım hayatı” temelinde, genel edebi konularda belli aralıklarla kritikler yapmaya devam edeceğiz.
Beni twitter’dan da takip edebilirsiniz
Sitemizin ilk göz ağrısı : başlangıç’ımıza buradan ulaşabilirsin.
Hakkımda ufak birkaç bilgi kırıntısı için: seni buraya alabiliriz.

2 thoughts on “başka bir edebiyat mümkün mü?

  1. artık çay-kahve edebiyatı da satmıyor. kitaba ilgi de azalıyor. sosyal medya ve görüntülü medya içerikleri her şeyin önüne geçiyor. o eleştirdiğimiz/sitem ettitğimiz çok satanlar listesindeki kitaplar uzun bir süre değişmeyecek. ben kitaba olan ilginin her sene azalarak azami bir ölçüde kalacağına inanıyorum. yeni nesil kitap okumaktansa, izleme derdinde. tabi inşallah yanılırım.

    1. evet, bu yönüne de değineceğim zamanlar olacak. özellikle artık sesli kitaplar ile birlikte ” bize başkalarının bir şeyler okuduğu ” ve bizim gündelik işlerimizi yapmaya devam ederken bir şeyleri okumuş olduğumuzu düşündüğümüz dönemler. basılı olanlara ilgi azalmakla beraber halâ bunun canlı kalması noktasında da önemli bir kitle var. umarım bu azımsanmayacak kitle kalıcı olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir